Nasil hayatta kaldik: Yemek

Seyahate cikmadan evvel en merak ettigimiz konuydu bu yemek meselesi. Cok dikkat etmek gerektigini dusunuyorduk, hem sagligimizi korumak hem de devam ettirmek acisindan. Her ne kadar tehlikelerini gorsek de, aslinda iyi hazirlanmadik seyahate cikmadan evvel bu konuya. Ama yolda gayet iyi gelistirdik bu yonumuzu.

Efsaneler hep kopek etinden, salyangozdan, hamam bocugunden bahseder bilirsiniz. Nasil olacak diye merak ediyorduk, “yiyecek birsey bulabilecek miyiz kendimize” diye soruyorduk. Gorduk ki hic oyle degilmis olay. Bizim ulkemizde nasil iskembe salonlari veya sakatat salonlari ve oraya giden belirli bir musteri kitlesi varsa, asya ulkelerinde de bu bize gore tabuu yemeklerin kendine has yerleri ve musterisi vardi. Garip kokan yerler cok gorduk ama hepsinden daha cok normal malzemeler eklenen, bolca sebze ve bitki koyulan, noddle veya kavrulmus pirinc (stir-fry) yerleri gorduk. En cok da buralarda yedik zaten. Cok ucuz ve cok leziz yemeklerdi.

Seyahatin ilk 3.5 aylik Cin-Kambocya-Tayland bolumunde aslinda yemek ile ilgili hicbir sorun yasamadik. Hong Kong’da cektigim karin agrilarini saymazsaniz rahatsiz edici bir durum hic yasanmadi. Ilk 1-2 hafta herseye korkarak yaklasip, bir yer secmeden evvel 2 saat dolaniyorduk dogru yeri bulana kadar ama sonra oyle bir alistik ki uygun gorunen herhangi bir noodle dukkanina kendimizi atmaya basladik. Ozellikle budist tapinaklarin ogle yemeklerinin hem leziz, hem ucuz oldugunu fark ettik. Hem de sadece sebze icerikli.
Birseyi itiraf edeyim bu arada, ilk 2-3 hafta ve anne leylegin geldigi donemlerde cok zaman kaybetmemek icin ve yemegi garanti cozume ulastirmak icin Mc veya KFC’de defalarca yedik. Pismaniz, bir daha yapmayiz, kimseye de tavsiye etmiyoruz.
Amerikan fast-food ne yazik ki Cin’i istila etmis. Suzhou’da bir kose basinda durdugumuzda 4 farkli yonde 4 farkli KFC gordugumuzu hatirliyorum yahu. Bu Asya ulkelerinde rastladigimiz, varligini yayilarak surduren yegana ortak yemek dukkani Mc oldu ne yazik ki. Komik bir ayrinti, Hindistan’da Mc’lerin hamburger satmadigini biliyor muydunuz? Inek kutsal oldugundan sabze burger satiyorlar, icinde falafel kofte oluyor. Bigmac olmayan bir Mc cok komik geliyor kulaga.

Cin’de ilk hafta icinde rahatladiktan sonra her turlu yemeklerini denemeye basladik. Genelde fotograflamaya calistik ogunleri. Bir kac fotografi asagida inceleyebilirsiniz.

Yemek konusunun saglik ile yakindan alakali oldugunu dusunerek butun acik fikirliligimize ragmen yine de tedbiri hic elden birakmadik. Her hangi bir bagirsak veya mide hastaligi zaten dar zamanda cok is yapmaya dayali seyahat planini berbat edebilirdi. Hep kalabalik dukkanlari, nispeten temiz gorunen yerleri ve kotu kokmayan yerleri secmeye ozen gosterdik. Cogunlukla en ucuz yerleri tercih ettik minimum maliyete sadik kalabilmek icin.
Seyyarlarda da sokak mutfaklarinda da yedik, guzel restoranlarda meshur menulerden de.
Ama hepsinden ote Luoping kasabasinda izbe, pis ve dar bir sokakta seyyar arabalardan yedigimiz sebzeli pilavi hic unutamiyoruz. Butun seyahat sirasinda yediklerimizin en ucuzuydu ama beklenmeyen bir sekilde en leziziydi.
Ustelik daha once belki de hic batili gormemis yuzlerce cinli tarafindan o sokakta ilgi ve sevgiyle agirlanmistik. Ertesi gun hastalanmayinca, yolumuzu uzatarak yine oraya ugrayip yemek yedikten sonra ayrilmistik sehirden.

Ama zamanla fark ettik ki her ne kadar ucuz olsa da kendin hazirladigin bir sey kadar ucuz ve guvenilir olmuyor bu yerler, ozellikle Hindistan’da. Seyahate cikarken yanimizda sadece birer catal-bicak cakisi ve birer de termos bardak vardi.
Halk pazarlarini gezdikce veya sokak seyyarlarini gordukce kendimiz neler yapabiliriz diye dusunmeye baslamistik. Pazardan domates salatalik, bakkaldan ekmek gazete ufaktan kendimiz birseyler hazirlamaya baslamistik. Daha sonra yolda tanistigimiz bir arkadasimiz Shangri-La’dayken guzel bir kamp ocagi buldugunu anlatti. Kendine almis, biz de acip inceledik. Neredeyse bildigimiz butun yanici sivilari yakma kabiliyeti olan bu kamp ocaginin buyuk bir avantaj olduguna kanaat getirip biz de aldik. Cin mali zaten, kaynagindan :).

Bildigimiz kamp ocaklarini dusunun. Ek bir sisesi var yaninda ve bu siseye benzin, ispirto, gaz yagi, alkol veya kerosen koyabiliyorsun. Sisenin agzindaki pompayi pompalayip sisede basinc yaratiyorsun ve cikan yanici sivi-gazi hortumuyla ocaga aktarip kullaniyorsun. Yani dunyanin neresinde hangi sartlar altinda olursan ol elbet yanici bir sivi bulabilir ve ocagi kullanabilirsin. Pahali mini kamp tuplerini daha yeni almisken ucaga ya da trene almadiklari icin atmak zorunda kalmak yerine bu siseyi cok ucuza her istediginde istedigin kadar doldurabiliyorsun, bilmedigin bir sehirde nerede tup satan dukkan var diye arama derdinden de kurtuluyorsun. Ozetle MSR kamp ocagi (MSR stove) diye adlandirilan bu tip ocaklarin kullanisli oldugunu ogrenmis olduk.

Tibetin kiyisinda tenekeciler carsisindan da ufak ic ice gecen kapakli bir coban tenceresi aldik. Koh Chang adasinda da bir mini tahta kasik alinca mutfak setimiz tamamlandi. Ozellikle Hindistan’da her aksam kendimize guzel bir yemek hazirlarken sabahlari kahvaltida haslanmis yumurta yiyebiliyorduk.

Bu yemek setini duzdukten sonra ne kadar rahatladik bilemezsiniz. Bircok aksam yemeginde yerel sebzeleri kendi yontemlerimizle pisirip yiyebiliyorduk ya da markette satilan hazir Hint yemeklerinden deneyebiliyorduk. Kapagina salata yapip, ic ice gecen tencerenin buyugunde pilav veya makarna yapip digerinde sebze haslayip saglikli ve temiz beslenmeye basladik. Ogunlerimizin cogunu meyve ve sebze olusturmaya basladi bir sure sonra. Kabulumuz cok basitti: “sebzeyi, meyveyi ya da pirinci zehirleyecek halleri yok ya, pazardan alinmis bu urunlerden daha saglam kapi ne olabilir ki?”.

Kalip peynire uzun sure hicbir yerde rastlamadik ne yazik ki. Onceleri Cin’de marketten sandivic peynirlerinden aliyorduk arada. Hani boyle tek tek paketlidir, eritme gibidir. Aslinda peynir sayilmaz ama idare ediyorduk iste. Shangri-La disinda Cin’de hic peynir gormedik, Kambocya’da ve Tayland’da kasar peyniri gibi peynirler vardi ama inanilmaz pahaliydi. Hindistan’da peynir arama fikrini aklimiza bile getirmedik, peynirden bulasabilecek hastaliklari denkleme girmeden elemek icin. Aylar sonra ilk defa Kambocya’da zeytin yedik, baya para odemistik kucuk bir kavanoza. Yeni Zelanda’ya kadar da bir daha gormedik hicbir yerde.

Meyve ise inanilmaz bir tecrubeydi bizim icin. Tropikal bolgedeyken her gun mango, ananas veya muz yiyorduk. Bu sicak iklimde en sahane ogunlerin meyve ile oldugunu fark ettik. Kambocya’ya ayak bastiktan sonra durmadan elimizde ya ananas ya mango vardi. 50 kurusa koca koca ananaslari soyulmus alip yemek varken neden baska birsey arayalim ki? Seyahatten sonra As’in en ozledigi sey meyve oldu zaten. “50 kurusa bir smoothie olsa da icsek, yanina da ananas dograriz di mi?” diye ruyasinda konusuyor garibim. Anne leylegin getirdigi rakilari da en guzel papaya ile eziyorduk. Konuyu soyle bagliyorum. Meyve yiyelim meyve, bu seyahati bundan daha ucuz ve leziz kilan bir ogun yok.

Bir de termos bardaklarimiz vardi. Yemek pisirme kabiliyetini kazanmadan evvel kazanmistik sicak cay kabiliyetini. Cin’in soguk kisiyla karsilastigimizda trenlerdeki sicak su kazanindan haberdardik. Trenler disinda da sicak suyu heryerde bedavaya bulabiliyorsun. Utanmadan bir yerden isteyebilirsin ya da zaten mutlaka sana ikram ediliyor. Surekli termos bardaklarimizda sicak su oluyordu. Cay kulturleri cok gelismis, hatta seromonisi olan bir keyif boyutunda. Oyle sadece yesil cay degil, bir suru cicek ve bitki cayi var. Cay evlerinden kuru cay alarak (yasemin ve yesil cay ornegin) cayimiz yanimizda tasiyip, sicak su buldukca demleyip, surekli cay iciyorduk. Sicak suyun kulturlerine diger katkisi ise heryerde bulunabilen ve tuketilebilen, sicak su dokup karistirildiginda noddle corbasina donusen hazir yemek. Bu noodle kutularinin bahsi tren gunluklerinde gecmis olmali. Ozetle sicak su kullanimi pek yaygin. Bir de tespitimiz var. Cinli olup, matara tipinde cay bardagi olmayan kimse yoktur :).

Kendimiz yemek pisiriyor olsak da gittigimiz yere has yemekleri denemekten geri durmadik tabii ki. Sadece, 3 ogun lokanta yemekleri tuketmedik. Bu kadar ozen gostermemize ragmen yine de Hindistan’da 1-2 kez motoru bozduk. Neyse ki cok sarsmadi bunyeyi.

Bu saglikli beslenme ve duzenli hareket halinde olmanin en buyuk faydasini ben gordum sanirim. Iyice bilgisayar basinda gecen is hayatindan sonra hamlasan bunyem kendine geldi. Giderek turk balkonunu yerine oturtmaya baslamistim. Seyahate 84 kilo baslamistim, 1-2 ayda 70 lere inmistim. Yeni Zelanda’ya geldigimizde 67 kilo’ya kadar inmistim. 5 ayda bu kadar kilo verilmesi, hatta 1.82 boyumu dikkate alirsak sagliksiz gibi gorunebilir ama ortaokuldan beri kendimi hic bu kadar saglikli, dinc ve enerjik hissetmedigimi eklemeliyim. Simdi herhangi bir sekilde bu tempoyu korumadigim icin tekrar formdan dustugumu ve genlestigimi hissedebiliyorum. Bayanlarin kilosu ve yasi soylenmez tabi :P ama As’in da 4-5 kilo vererek iyice fit oldugunu eklemekte bir sakinca yok sanirim.

Sonuc olarak gorduk ki yemek korkulacak bir mevzu degilmis. Biz de zamanla iyice yerine oturan bu kabiliyetle gayet saglikli ve mutlu bir sekilde hayatta kalmayi basardik.

As & Re karni tok, sirt pek bir seyahatin ardindan bildirdi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Reklamlar
Bu yazı hazırlık içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

3 Responses to Nasil hayatta kaldik: Yemek

  1. uğur dedi ki:

    çantadaki malzemeler vs. hepsini detaylı bir şekilde okuduktan sonra bu şekilde bir yazı açıkcası bekliyordum. ilk başlarda korktuğunuz gibi çıkmamasına çok sevindim. çünkü damak zevki farklı bir millet olarak bizler, yemek konusundaki seçiciliğimizi sanırım her yerde belli ediyoruz. sizin böyle olmaması, en azından deneyerek karar vermeniz güzel olmuş. et ve türevleri için tereddüt yaşayanların sebzeye hücum etmesi sanırım çok mantıklı olur. hele de uzak doğu seyahatlerinde. sonrasında da bir ocak edinmeniz, acaba ilerde bir kuru fasulye pilav olayına ya da menemen resitaline dönüştü mü dedim ama olmamış :) olsaymış eyiymiş..

    • boyalikush dedi ki:

      Kuru pilav olmami hocam yaa, en alttaki fotoslide serisinde bi fotoda gozukuyor aslinda, kuru, pilav ve coban salata alumInyum folyodan yapilma tabaklarimizda. Gormen lazimdi Menemen yerken ki cocuk sevincimi :)

  2. Mehmet bayrak dedi ki:

    Baska leyleklere de ısık tutacak mukembel bir yazinizi daha keyifle okudum.Tesekkurler.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s